Albert Einstein
Mart 19, 2009, 4:06 pm | Araştırmalarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınAlbert Einstein, 14 Mart 1879 yılında Almanya’da Württemberg‘de doğdu. 1880 yılının Haziran ayında ailesi Münih’e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&Cie adında bir elektrik mühendisliği ile ilgili bir şirket kurdular. Einstein, konuşmaya geç başlaması dışında normal bir çocukluk geçirdi. 1884 yılında eğitimi için özel dersler ve 1885 yılında da keman dersleri aldı. Aynı yıl Yahudi olduğu halde Munich’deki Katolik Okulu’nda eğitimine başladı. 1888‘de yine bu şehirdeki Luitpold Gymnasium‘a geçerek eğitimine devam etti. Eğitim hayatından hoşlanmıyordu. 1894 yılında ailesinin iflası sonucu İtalya’ya yerleştiler.
Bugünkü adı “ETH Zürich” olan “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü“ne gitmek için başvurdu ancak giriş sınavında başarısız olduğu için, İsviçre’de Aarau‘da eğitimine devam etti. Babasının istediği gibi elektrik mühendisi olamayacağını anladı. İki yıl sonra 1896‘da “Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü“ne matematik ve fizik öğretmeni olmak için gitti. Maxwell‘in “Elektromanyetik Teorisi” üzerinde çalıştı. Bu okulda tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanıştı. Evlenmek için ailesiyle tanıştırdı ancak Mileva’nın yaşının büyük olması ve Yahudi olmamasından dolayı annesi evliliğe karşı geldi. Mileva’nın evlilik dışı hamile kalmasıyla doğan kızlarını evlatlık olarak vermek zorunda kaldılar.
1900 yılının Haziran ayında mezun oldu. Ardından 21 Şubat 1901‘de İsviçre vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. Mayıs 1901‘den, Temmuz 1902‘ye kadar Winterthur ve Achaffhausen‘de özel ders verdi. Öğretmenlik için başvurduğu yerlerden çok genç olması nedeniyle olumlu cevap alamıyordu. Sonra İsviçre’nin başkenti Bern‘e gitti. Geçimini sağlamak için matematik ve fizik dersleri vermeye devam ediyordu. Bernese’deki “Akademie Olypia“ya katıldı. Bu sırada birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı buldu. Kariyeri için önemli bir adımdı. Ardından teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi‘nde işe başladı. Einstein, mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri inceliyor ve elektromanyetik cihazların denetimini yapıyordu. Cihazların farklılıklarını ve zayıf yönlerini görerek, nasıl düzeltebileceği üstünde çalışıyordu. Bazen o kadar çok değişiklik yapması gerekiyordu ki alet artık onun tasarımı haline bile gelebiliyordu.
6 Ocak 1903 tarihinde ailesinin tüm karşı gelmelerine rağmen okul yıllarında tanıştığı Mileva Maric ile evlendi. Kendisi de bir matematikçi olan Milena Maric ile birçok ortak noktaya sahipti. 1904 yılında ilk oğlu Hans Albert, 1910 yılında da ikinci oğlu Eduard doğdu. İleriki yıllarda Eduard şizofreni teşhisiyle Zürich’deki bir akıl hastanesine yatıldı ve hayatını da burada kaybetti. Albert ise ileriki hayatında California Üniversitesi‘nde profesörlük yaptı.
1903 yılında artık İsviçre Patent Ofisi’deki işinde ilerlemeye başlamıştı. Makina Teknolojisine hakim bir duruma gelmişti. Bir yandan Max Planck‘ın kuantum teorisi üzerinde çalışıyordu.1905 yılında Zürich Üniversitesi‘de “A New Determination of Molecular Dimensions” adlı doktora tezini verdi ve doktor ünvanını aldı. Aynı yıl modern fiziğin temellerini oluşturan makalelerini yazmaya başladı. “Annus Mirabilis Papers” adlı bu çalışması ile birçok bilim okulunda teorileri tartışılmaya başladı. Bu makalelerden üçü (Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity) Nobel Ödülü’ne aday gösterildi. Nobel Ödülü’nün komitesindeki birçok tartışmadan sonra “The Photoelectric Effect” adlı çalışması ile 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü‘nü aldı. “The Photoelectric Effect” adlı çalışmasında Quantum Fiziği üzerinde çalışmıştı. Işık tanecikleri veya fotonlar ile ilgili hipotezini hazırladı.Yüzeyden elektron koparmak için son elektron seviyesinde az elektron bulunan alkali metalleri kullanmıştır. “hv=k+w” formülüyle fotonun olay sonundaki enerjisini hesaplamıştır. Bu makalelerin içinde yer alan “On The Electrodynamics of Moving Bodies” adlı çalışmasıyla farklı koordinat sistemlerinde bulunan sabit hızdaki farklı nesnelerin birbirlerine göre hareket prensiplerini açıklıyordu. Ardından yayımlanan “Does the Inertia of a Body Depend upon its Energy Content?” adlı makalede “E = m.c ²” formülünü ortaya atmıştır. 1906 yılında son olarak “Planck’s Theory of Radiation and the Theory of Specific Heat“i yayımladı.
Bence; Albert Einstein bence Dünya’nın en zeki insanı değildir ki muhtemelen de öyle. Herkesin beyni incelenmiyor ki zeka konusunda bir yarış olsun
Belki de Dünya’nın gelmiş geçmiş en büyük insanının beyni iyi değerlendirilmedi ve bunu ortaya çıkaramadı.. Bu yazımda kesinlikle Albert Einstein’a saygısızlık gibi bir şey göstermek istemiyorum, sakın böyle anlaşılmasın
Seçim Kampanyaları Hakkında
Mart 19, 2009, 3:36 pm | Siyaset, Yazılarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınMerhabalar herkese! Blogumdaki ilk siyaset yazısıyla karşınızdayım
Evet bu yazımda iktidar partisinin su olmayan yerlere çamaşır-bulaşık makinesi hediyesi ile alakalı. Hediyesi diyorum çünkü “Rüşvet” kelimesi iktidar partisi adı altındaki bir partiye yakışan bir terim değil. Ya ben şunu anlayamıyorum;
Neden su olmayan yere çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gönderiyorsunuz? Amacınız ne? Bir de bu o partinin kendi içinde biriktirdiği bir parayla alınmıyor. Bunu yapan parti iktidar partisi olduğundan dolayı vergiler de direkt onlara gidiyor. O kadar çok vergileri arttırıyorlar, güya krizdeyiz! Sen bekle daha krizi! Krizdeymişiz güya! Yok öyle bir şey! Eğer onlar gelen vergilerle DOĞRU DÜZGÜN yatırımlar yapsalar ve sırf bu tür şeyleri sadece seçim zamanlarında yapmasalar belki kriz denen şey teğet geçer ama şuanda kriz Türkiye’yi kiriş geçiyor! Teğette olduğu gibi bir noktadan dokunup da geçmiyor, Kiriş gibi tam ortadan gayet de güzel keserek geçiyor. Valla diyecek başka bir şey bulamıyorum..
Ufolar Ve Uzaylılar
Mart 19, 2009, 3:16 pm | Araştırmalarım, Yazılarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınEtiketler: eski, eski mısır, fenkomen, kardeşlik, mısır, piramit, piramitlerin esrarı, sümer, sirius, ufo, uzay, uzaylı, yılan, yılan kardeşliği
Merhabalar sevgili okuyucularım. Bu yazımda da ufolar ve uzaylılar ile ilgili bir arşiv yayınlayacağım.. Arşiv tamamen benim topladığım yazılar ve grafiklerden oluşmaktadır. Kaynaklar gösterilmektedir.
İlk olarak sizlere Yılan Kardeşliği hakkında bilgiler sunmak istiyorum. Yılan Kardeşliği hakkında vereceğim bilgiler ne kadar doğrudur bilemiyorum. Yazar bunları nereden öğrenmiş onu da bilemiyorum fakat sizlere Farah Yurdözü’nün bir kitabından “Yılan Kardeşliği” hakkında bir metin aktarıyorum;
“Annunakiler ırkından olan Enki’nin kurduğu Yılan Kardeşliği ilk başta ruhsal bilgiyi yaymak ve insanlığa gerçeği anlatmak amacıyla kurulmuş bir gizli tarikat-örgüttü. Dünya dışı varlıklar ruhsal bilginin insanlara verilmesini istemiyorlardı, bu yüzden Enki bu Yılan Kardeşliği adı altında yürütülen okulu bir gizem okulu haline getirdiler. Yani bu dersleri artık gizli gizli veriyorlardı. Yakın bir süre sonra Dünya dışı varlıklar bunun farkına vardı ve Enki’yi öldürmeye çalıştılar, fakat öldürmeyip sadece ceza verdiler. Fakat ceza ise Enki’nin asla Dünya’dan ayrılamaması ve ölümlü bir kimliğe bürünmesiydi. Enki reenkarnasyon olayı gerçekleştirerek 1000lerce yıldır tekrar farklı kimliklere bürünerek ölüp tekrar yaşama kavuşmaktadır. Fakat Enki’den sonra Yılan Kardeşliği el değiştirip amacından sapmıştır. Ve günümüzde elit kısmın eline geçip kötü emeller ve ruhsal bağımlılığı amaçlaya-ak işlev görmektedir. Ve bu Yılan Kardeşliği’ni günümüzde yöneten elit yöneticilerin de dünya dışı varlıklarla iletişimde olduğu bilinmektedir. Günümüzde Yılan Kardeşliği farklı isimlerle günümüzde kendini göstermetedir.”
Acaba yazar bu bilgileri nereden elde etmiş sorusu benimde aklıma gelmiyor değil fakat günümüzde de bu şekilde tarikat oluşumları var… Neyse sıradaki konumuz “Mısır Piramitleri” ‘nin olağanüstü matematik harikaları olmalarıyla ilgili..Evet gerçektende çok garip;
“Keops piramitinin 12 ton ağırlığında iki buçuk milyon kat
bloktan oluşmuştur. Günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının 664 yıl sürer.. Ve bu taslarin temin edilibilecegi en yakin mesafe yüzlerce km. uzakliktadir. Bu taslarin nasil getirildigi bilinmemektedir.
Piramitin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam eşit iki
parçaya böler ve piramitin dünyanın ağırlık merkezinin tam ortasında
bulunur.
yüksekliğinin (164 m.) bir milyarla çarpımının güneşle dünyamız arasındaki
uzaklığı verir.
Taban alanının, yüksekliğinin iki katına bölünmesinin pi sayısını
verdiğini,
Piramit kimin adina yapildiysa, onun bulundugu odaya, yilda
sadece 2 kez günes girmektedir.(dogdugu ve tahta çiktigi günler)
Mumyalarda radyoaktif madde bulundugundan; mumyalari ilk kez
bulan 12 bilim adami kanserden ölmüstür.
Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar
çalismamaktadir.
Kirletilmis suyu, bir kaç gün Piramit’in içine birakirsaniz;
suyu aritilmis olarak bulursunuz.
Piramit’in içerisinde süt, bir kaç gün süreyle taze kalir ve
sonunda bozulmadan yogurt haline gelir.
Bitkiler Piramit’in içinde daha hizli büyürler.
Piramit’in içine birakilmis su, 5 hafta süreyle bekletildikten
sonra yüz losyonu olarak kullanilabilir.
Çöp bidonu içindeki yemek artiklari hiç koku nesretmeden Piramit
içinde mumyalasir.
Kesik, yanik, siyrik gibi yaralar büyükçe bir Piramit’in içinde
daha çabuk iyilesme egilimi gösterir.
Piramitlerin bazi odalarinin içinde ne oldugu hakkinda bir bilgi
yoktur. Arastirmacilarin çogu ya içinde kayboldu yada ayni yerde bir kaç
tur attilar, fakat içlerini göremediler.
Piramitlerin yazin içi soguk, kisin içi sicak olur…”
Gerçekten de çok garip öyle değil mi? Peki bunları neden bu yazımda sizlere aktarıyorum? Çünkü piramitlerin insan eserleri olmadığını gibi bir düşünceye sahibim ve bunların da yeterli kanıtlar olduğunu düşünüyorum..
Şimdilik bu konu hakkında bu kadar
Araştırmamı ilerlettikçe bu yazımı güncelleyeceğim..
Doku Yenilenmesi
Mart 18, 2009, 10:03 pm | Araştırmalarım, Yazılarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınEtiketler: doku, doku yenilenmesi, hücre, hücre yenilenmesi
Bu yazının başına direkt Profesör Doktor Erdal Kerey’in yazdığı bir yazıyla başlamak istiyorum;
“Insanlarimizin bildigi tibbi cihazlarin çalisma prensipleri ile benzer olan diger bilim dallarinin cihaz teknolojisine ait bilimsel yöntem ve formüllerin hem dünya, hem yerüstü ürün ve yer alti arastirmalari için farkli amaçlarla bile olsa temelde kullanilabildiklerini söyleyebiliriz. Hatta uzay çalismalari ve diger gezegen ve yildiz arastirmalari ile galaksimizin gizemlerinin bulunmasi islemleri bile ayni yöntemlerle yapilirken, degisen sey bilimsel yöntem degil de sadece sisteme ait cihaz yapisi, gücü ve ortam parametreleridir.
Biyomalzeme konusundaki arastirmalar, vücudun kendini yenileme kapasitesini kullanacak veya artiracak yöne kaymalidir. Böylelikle dogal dokularin yeniden yapilanmasini saglayacak biyomalzemelerin kullanilabilecek protezlerin kullanim süresi artirilabilecektir. Doku yenilenmesi, son derece kapsamli bir olaydir. Doku yapisinin yeniden insasini, doku islevinin, metabolik ve biyokimyasal davranislarin ve biyomekanik performansin yeniden kazanilmasini içermektedir. Bu nedenle, doku yenilenmesi, biyoloji, genetik mühendisligi, hücre ve doku mühendisligi, görüntüleme teknikleri ve teshis, mikro-optik ve mikro-mekanik cerrahideki ilerlemelerin isiginda gerçeklesecektir.
Gözenekli, inorganik-organik hibrid malzemelerden, kontrol edilebilir hizlarda bozunabilen, kontrol edilebilir yüzey özelliklerine sahip doku iskeleleri hazirlanarak doku yenilenmesi saglanabilir. Inorganik ve organik bölümlerin miktari degistirilerek, malzeme üzerindeki hücre üremesi ve farklilasmasi kontrol edilebilir. Biyoaktif cam jeller, kalsiyum oksitfosfor pentaoksit-silisyum dioksit bilesimine sahip inorganik malzemelerdir. Hayvan deneyleri, bu malzemenin kemik dokusunun yenilenmesinde basarili oldugunu göstermistir. Su anda doku yenilenmesi için büyük bir gelecek vaat etmektedir. Bilesiminde yapilacak degisimler, istenilen üç-boyutlu mimariye ulasacak sekilde islenmesini saglayacak fabrikasyon tekniklerindeki gelismelerle, bu malzemenin, yumusak bag dokusu ve kalp-damar dokularinin yenilenmesinde de kullanimi hedeflenmektedir. Bu gelismelerin ne denli hizli olduguna yasadikça tanik olacagiz sayin okurlarim.”
Evet arkadaşlar gerçekten de çok ilgi çekici bir konu doku yenilenmesi. Acaba ileride sürekli gelişen dünya teknolojisi ile insanların genleriyle oynayarak veya deneyler yaparak insanlarda hızlı doku yenilenmesini ortaya çıkarabilirler mi? Eğer böyle bir şey olursa sanırım ölümler azalır. Çünkü böyle bir şeyin oluşumunda zedelenen dokunun yerine hemen yenisinin gelmesi de mümkün olacaktır. Dediğim gibi gerçekten de çok ilginç bir konu. Bu konudaki diğer yazılarımı ve araştırmalarımı da blogumda paylaşacağım.
Zamanda Yolculuk
Mart 18, 2009, 9:57 pm | Araştırmalarım, Yazılarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınMerhabalar arkadaşlar, bu seferde “Zamanda Yolculuk” üzerine bir araştırmadayız.. Acaba gerçekten zamanda yolculuk mümkün mü yoksa bir hayal mi? Bana kalırsa bu gerçekleşebilen bir şey.
Yazımın bu noktasında bir alıntı yapmak istiyorum;
“Bugünün bilim olanaklariyla günümüzde zamanda yolculuk etmek imkansiz gibi gözüküyor.Peki,zamanda yolculuk gerçekten mümkün mü?Bazi bilim adamlarinin iddialarina göre bu tamamen aptalca bir düsünce.Zamanda yolculuk imkansiz bir kani.Fakat günümüzde bir grup bilimadami,zamada yolculuk teorisini gerçek hale getirmek için çalismaktadirlar.Şimdi bu teoriye bir göz atalim.
Albert Einstein’nin izafiyet teorisine göre “Eger bir cisim isik hizinda ilerliyorsa, yanindan geçen zaman yavasliyacaktir.Yani baska bir degisle,cisim isik hizina ulastigi zaman, içinde bulundugu zaman kavrami duracak ve bir zamansizlik boyutunda yer alacaktir. Bunun olusmasi için cismin saniyede 300,000 km. hizla gitmesi gerekmektedir. Böylece zamanin ilerisine ve gerisine yolculuk mümkün hale gelecektir. Kolay geliyor degil mi?
Fakat günümüzde, herhangi bir cismin saniyede 300,000 km. hiza ulasabilmesi tamamen imkansiz. Cisim hizlandikça kütlesi artacaktir. Ve cismi dahada hizlandirmak için her defasinda çok daha büyük bir kuvvete ihtiyaç olacaktir. Günümüzde hiçbir bilimadami bunun nasil yapilacagini bilmiyor. Yani imkansiz.
Isik hizina ulasmamizi engelleyen seyin kütle oldugunu biliyoruz. Peki kütlesi sifir olan bir cismi zaman yolculuguna yollayabilir miyiz? Elbette mümkün. Kütlesi olmadigi için hizlandirma konusunda herhangi bir problem yasanmayacaktir. Peki kütlesi olmayan o sey bir cisim midir? Bilindigi üzere cisimlerin bir kütlesi vardir. Ve bunun korunmasi gereklidir. Yoksa o sey cisim kavramindan çikar. Peki evrende kütlesi olmayan bir cisim var mi? Bilim adamlari,evrende var olan ve adi Tachyon olan bir cismin kütlesinin sifir olduguna inaniyorlar. Bilim adamlarinin teorilerine göre, tachyonic hizlandirma denilen bir metodla zamanda yolculuk yapmak mümkün.
Birkaç ay önce bilim adamlari taychon maddesini hizlandirarak isik hizina yaklastirdilar ve ileri bir zamana geçirmeyi basardilar. Fakat su an için,insanlarin zamanda yolculuk etmesi imkansiz. Bir insanin bir arabaya binipte, saatte 88 mile ulastktan sonra zaman kavramlari arasinda yolculuk etmesi mümkün degil. Eger cisimlerin kütlelerini sabit tutmayi basarabilseydik, böyle bir seyin olmasi için arabanin saatte 88 mil hizla degil, bu hizin bir milyon kati daha hizli gitmesi gerekmekteydi.
Ayrica teorilere göre,bu hizi yakalayip geçmise gitmek mümkün olabilir. Fakat geçmise gittiginiz zaman orada kalirsiniz. Asla kendi zamaniniza dönemezsiniz. Tabi bunlarin bir teori oldugunuda unutmayalim.Gelecekte neler olacagini kimse bilemez degil mi?
Gelecek su an için süprizlerle dolu bir bekleme salonu bizim için…. “
Evet Einstein’ın görüşü ve bilimsel çalışmaları gayet mantıklı.. Neden olmasın ki? Gerçekten de çok mantıklı ama olabilir mi? Günümüzde saatte 300.000 kilometre hıza çıkabilmek neredeyse imkansız gibi görünüyor. Ve bu hızdaki bir nesnenin de çevreyi etkileyeceğini söylüyor Einstein.. Gerçekten de kafa karıştırıcı.. Sizce nasıl? Benimle yorumlarınızı ve düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
Doğaüstü güçlere sahip insanlar
Mart 18, 2009, 9:49 pm | Araştırmalarım, Yazılarım kategorisinde yayınlandı | Yorum yapınMerhabalar, bugünlerde bir araştırma peşindeyim
Araştırmam doğa üstü güçlere sahip olan insanlar.. Daha doğrusu genleri yüzünden normal olmayan insanlar.. Anlatmaya çalıştığım telepati ile iletişime geçebilen insanlar, hücre ve doku yenilenmesi olan insanlar gibi… Gerçekten de bu tür insanlar var.. Düşünceleriyle iletişime geçen, düşünceleriyle nesnelere etki eden insanlar..Bu konuda bir araştırma yapıyorum. İşte araştırmamdan birkaç not ve yazı;
“Kimilerine göre, bu tür zihinsel güçlere sahip olabileceğimiz fikri dahi gülünç. Kimilerine göre ise, telepatinin gerçekliğinin tartışılması bile gereksiz. Bu iki uç noktanın arasında yer alan parapsikologlar, telepati konusunu ciddiye alan, kanıtlar bulmak için deneyler yapan bilim insanları. 1970′li yıllardan itibaren, dünyanın önde gelen üniversiteleriyle araştırma enstitülerinde çalışan parapsikologlar, çeşitli iddialar ortaya attılar ve iddialarını ciddi bilimsel çalışmalarda test etmeye başladılar. Testlerin sonuçları ise, konu üstünde çalışan bilim insanlarını bile fikir ayrılığına düşürecek nitelikte. Bazı araştırmacılar, elde edilen sonuçları telepatinin varlığını kanıtlamak için yeterli buluyor. Bazıları da, araştırma sonuçlarının geçerli bilimsel kanıtlar sunamadığını söylüyorlar. İşte bu yüzden, bir bilim dalı olarak parapsikolojinin sonunun yaklaştığı iddia ediliyor
Parapsikoloji alanı bir dönüm noktasında. İnsan bilincinin anlaşılması ile ilgili büyük bir gelişmenin eşiğinde olduğumuz söyleniyor. Öte yandan, konuya kuşkuyla yaklaşanlar haklılarsa, parapsikoloji düşüşe geçmek üzere. Kuşku duyanların ve savunanların uzlaştıkları tek bir alan var: Bugüne dek en geçerli kanıtların elde edildiği “ganzfeld” deneyleri. Sözcük, Almanca’da “tüm alan” anlamına geliyor.
1970′li yılların ortalarında, meditasyon yapan insanların telepatik deneyimleriyle ilgili raporlar, zihinsel konularda araştırma yapan bilim insanlarının merakını uyandırmıştı. Raporlar, telepatinin insanlar arasında iletişim sağlayan sinyaller içerebileceği düşüncesini doğurdu.
Sinyallerin normal beyinsel çalışma ile algılanamayacak kadar belirsiz olduğu, meditasyon gibi çalışmaların ise algılanmalarını kolaylaştırabileceği düşünülüyordu. Bu düşünce, ışık, ses ve sıcaklığı kapsayan bir “tüm alan”da rahatlayan insanlar üstünde deneyler yapılmasına yol açtı. Deneylerden sonra “ganzfeld”, telepatinin test edilmesinde en popüler yöntem haline geldi. “
Bende işte bu metindeki telepatiye inanan insanlar arasındayım. Bence bu gerçekten olağan birşey ve gerçekte bunu yapabilen insanlar var. Kimileri bunu saklıyor, kimileri Dünya’ya açıklıyor. Fakat bunun şuanda sizlere aktarmada ne kadar doğru bilgiler verebilirim bilmiyorum. İnternet geniş bir bilgi kaynağı olmasına rağmen her zaman da doğru olmuyor. Yani bu blogda bile okuduğunuz herşeye inanmayın sakın
Neyse ben diğer ilgimi çeken yazıları da burada gösteriyorum;
“Sinyallerin normal beyinsel çalışma ile algılanamayacak kadar belirsiz olduğu, meditasyon gibi çalışmaların ise algılanmalarını kolaylaştırabileceği düşünülüyordu. Bu düşünce, ışık, ses ve sıcaklığı kapsayan bir “tüm alan”da rahatlayan insanlar üstünde deneyler yapılmasına yol açtı. Deneylerden sonra “ganzfeld”, telepatinin test edilmesinde en popüler yöntem haline geldi.
Ganzfeld deneylerinde, katılımcılar, özel olarak yalıtılmış bir odada 45 dakika boyunca yumuşak bir koltukta oturup, kulaklıkla rahatlatıcı sesler dinliyorlar. Bu sırada, gözlerinde yalnızca yumuşak pembe ışık geçiren filtreler bulunuyor. “
Aslında sizde evinizde telepati gücünüzü deneyebilirsiniz. Bunu ise;
“Telepati ile ilgili ikna edici kanıtlar, ancak otomatik ganzfeld deneyleri gibi titizlikle hazırlanmış deneylerde elde edilebilir. Yine de, evinizde iskambil kâğıtları, rahat bir koltuk ve “yollayıcı” olmayı kabul eden bir arkadaşınızla basit bir deney yapabilirsiniz. Bunun için sıradan bir iskambil destesinden as, dört, on ve papazları ayırın. Size yardım eden kişi bunları karıştırsın. Siz de başka bir odada (kartlarla ilgili ipucu almamak için), rahat bir koltuğa oturun. 15 dakika gözleriniz kapalı, nefes alıp vermeye odaklanın. Burada amaç, telepatik sinyalleri algılamak için zihninizi boşaltmak. Daha sonra “yollayıcı” kartlara konsantre olarak, üzerlerindeki resimleri iletmeye çalışsın. Birkaç dakika sonra, iletilen kartın hangisi olduğunu söyleyebilmelisiniz. Bu sırada yardımcınız doğru ve yanlış tahminleri not etsin. 16 kart bittikten sonra kartları karıştırıp, deneyi üç defa daha tekrarlayın. Rastlantısal tahmin yapılırsa, 64 tahmin içinde 16 civarında doğru bilme olasılığı var. 23 ya da daha fazla doğru ise, bilim dünyasınca istatistiksel açıdan anlamlı bulunabilecek kanıt olacaktır.”
Bu konudaki araştırmalarıma devam edeceğim ve sizleri bu blogda bundan haberdar edeceğim
Bundan asla şüpheniz olmasın
WordPress.com'dan blog alın. | Tema Pool, Borja Fernandez tarafından yapılmıştır.
Yazılar ve yorum feeds.